Anadolu; medeniyetler beşiği. Ne kadar ataerkil yapıyla şekillenmiş toplumları asırlardır bağrında barındırsa da, yinede Anadolu adı. Üstünde yaşanan yüzlerce, binlerce savaşa rağmen Anadolu. Bilinen 30 asırlık tarihinde üstünde yaşayan ulusların varoluş ve yok oluşları arasında, olası her aşamayı yaşamış bir toprak parçası.
Toprak parçası dediğime bakmayın, O öyle canlı bir varlık ki; ne büyük aşklar yaşamış bağrında destanlaşan. Öyle ki kardeş kardeşi boğazlamış hırsından, ihtirasından. Ki aşk ve kanmış gıdası; kutsanmış taşını toprağını yaratan. Hüzünler, seviler, umutlar, arzular ve nice duygularla tekâmül etmiş pişmiş, olmuş. Toprağından nice Adem’ler var etmiş tarih yazan. Evet, adı Anadolu.
Adı ANA dolu ama kendide öyle mi? Ana olabilmiş mi üstünde barındırdığı onca ulusa? Aslında yanlış bir soru bu! Üstünde yaşayanlar Anadolu’nun hakkını verebilmiş mi desem, daha doğru olmaz mı? O’nca deneyim ve tecrübesine rağmen, üstünde yaşayan bir sonraki kavim, toplum, halk, ne isim verirseniz işte, öncekilerden ders alabilmiş mi? Bu sorununda yanlış olduğunu sanmıyorum ben. Bazıları bu soruma ‘’ fırsat mı vermişler ‘’ diye soruyor ama öncekilere de fırsat vermemişlerdi, fırsat vermeyen sonrakilere de fırsat vermediler.
Anadolu adı gibi, içindekilere kucak açmış, bağrına basmış milyonlarca İnsanı… Artık muhatabım insan. Devlet, toplum, millet vs. değil. Artık topluma, millete, halka sormayacağım bu soruyu, insana; muhatabım olan varlığa soracağım. Verebildik mi?
Bu soruyu sorarken lütfen bizde ‘’fırsat mı verdiler’’e kalmadan düşünüp, cevaplıyalım ve o hal ile yaşayalım.