
TDH Gümüşhane il eski başkanı Bedri Ağaç'ın Cumhurbaşkanı Abdullah Gül'ün muhtemel Gümüşhane ziyareti üzerine kaleme aldığı çarpıcı yazısısını Gümüşhane.com haber okuyucuları için yayımlıyoruz.
Cumhurbaşkanı GÜL’ün Gümüşhaneyi ziyareti ile ilgili yürütülen çalışmaları davet için bir heyetle Çankaya Köşküne çıkılmasını ve bu konuda yapılan açıklamaları ilgiyle izledim. Sayın Cumhurbaşkanı da lütfetmiş ve Temmuz ayında Gümüşhaneyi ziyaret edeceğini açıklamış. Kimse kusura bakmasın, ziyareti organize edenler ve katılanların bir bölümünün gayet iyi niyetle olaya yaklaştığını tahmin ediyorum ama bu durum bana şehrimizde yaşayan bir kısım insanın bildiği adeta fıkra gibi olan bir traji komik olayı anımsattı.
Eskiler hatırlayacaktır ama biz en azından hatırlamayan veya bilmeyenlere hatırlatalım. Yıllar önce (50 li yılların sonu), ABD Başkanı Kenedy’nin Türkiyeyi ziyaret edebileceği konuşulur. İktidar bu olmamış ziyereti bile bir övünme meselesi yapar. Bu ziyaratle ilgili konunun Türkiye’nin gündeminde olduğu bir dönemde, zannerdersem o dönemin Gümüşhane Belediye başkanı, herhalde şehirde okur yazar ve ağzı laf yapar durumda fazla insan olmadığını düşünerek, bu özellikleri taşıdığına inandığı ancak köyünde yaşayan bir rahmetli hemşerimize adeta görev vererek; “ola ki Kenedy Türkiyeye gele ve Türkiye’ye gelirse de olaki Gümüşhaneye de gele, o Türkiye’ye gelip gidene kadar vilayetten bir yere ayrılma” der.
Sonuçta Gümüşhane’yi bırakın, Türkiye ziyareti bile yapılmadı. O dönem iktidar bu ziyaretten gerçekten ne umdu tartışılır. ABD Başkanı gelmedi ama Soğuk savaşta Rusyanın izolasyonu ve emperyal hedeflere uygun olarak planlanan ve Marshal yardımı ile uygulanan ABD Planları sayesinde Türkiye tam anlamıyla ve her yönden ABD’ nin yörüngesi ve etkisine girdi ve bu durum maalesef halen devam etmektedir. Kültür emperyalizmi, siyasi, askeri ve ekonomik bağımlılık ve ABD gizli servislerinin geniş çaplı faaliyetleri sayesinde de bu bağımlılık güçlenerek devam etmektedir.
Şimdi konumuza dönersek; Cumhurbaşkanı Gül’ün ziyaretinden Gümüşhanemize ne fayda sağlanılacağını merak ediyorum. Cumhurbaşkanı şekli olarak icranın başı ama fiiliyatta gerçek yetkili ve sorumlu iktidar ve onun kudretli lideri Başbakan. Eh başbakan da hatırladığım kadarıyla en az iki defa Gümüşhane’ye gelmiş ve hemşerilerimize büyük söz ve vaatler vermiş ancak ve maalesef üçüncü dönem iktidarda olmalarına ve üç dönemdir Gümüşhaneli seçmenlerin seçimlerde AKP’ye yüzde 70 leri bulan destek vermesine rağmen bu vaatlerinden aşağı yukarı hiçbirini gerçekleştirmemiştir. Yani hali hazırdaki iktidar Gümüşhaneye hak ettiği ilgi ve desteği göstermemiştir ve göstermemektedir. Fos çıkan Demiryolu projesi, Süleymaniye kayak merkezi ve benzer projeler buna birkaç örnektir. Gümüşhane’de işsizlik ciddi bir problemdir, üretim ve istihdama dönük somut bir tek adım bile atılamamıştır, halkın gelir durumu bozuk olduğundan şehrin neredeyse üçte biri devlet yardımları ile idare etmektedir. Birkaç kişi dışında esnaf kan ağlamaktadır. Bunların doğal sonucu olarak şehir nüfus yani kan kaybetmeye devam etmektedir. Maalesef Gümüşhane gelişmek bir yana Trabzon’un bir kasabası olma yolunda süratle ilerlemektedir.
Yani Cumhurbaşkanının bir bakıma temsil ettiği yetkili ve sorumlu iktidarın Gümüşhaneye yaklaşımı ortadayken, yetkisiz ve sorumsuz konumda bulunan Cumhurbaşkanından ne bekleniyor? Yani kendileri Gümüşhanede değil ama zihniyetleri 10 yıldır Türkiye’de ve dolayısıyla Gümüşhane’de iş başında ve sonuçlarda somut olarak ortada. Öte yandan Sayın Gül’ün tarafsızlığı ve partiler üstü konumu ile ilgili kamuoyunun en azından bir bölümünde maalesef olumsuz bir kanat mevcut. Zira Cumhurbaşkanın seçildiği günden beri yönetimsel uygulamaları, imzaladığı düzenlemeler ve üçlü kararnameler, resen yaptığı atama ve görevlendirmeler bizce de partiler üstü ve tarafsız bir Cumhurbaşkanı profiline pek uymuyor. Diğer taraftan “Dindar Cumhurbaşkanı seçtik” söylemi ve yorumları karşısında sessiz kalmak suretiyle bu söylemi adeta onaylayarak ülkede yaşayan farklı inanç sistemi ve kültüre mensup insanları da kucaklama şansı ve seçeneği de bertaraf edilmiştir.
Haa bir kısım hemşerimiz; Gümüşhane ile ilgili somut bir beklentimiz yok, sadece temsil noktasında bir devlet büyüğünü karşılamak, bunun medyada şovunu falan yapmak ve sonuçta estirilecek havadan yararlanmakla ilgili kendi çapımıza göre küçük hesaplarımız var diyebilir. Saygı duyarım ama katılıp onaylamam mümkün değil. Çünkü o zaman da aklıma şu soru gelir? Nasıl bir temsil gerçekten?
Dışişleri Bakanı olarak; ABD Dışişleri Bakanı Powell ile Ankara'da 2 sayfa 9 maddelik bir gizli anlaşma yaptığını haberi 2 Nisan 2003 günü Vatan Gazetesi'nde yayımlanan, ve yine bu habere göre; anlaşma içeriğinin gizli olduğunu açıklayamayacağını söyleyen ve bu haberi tekzip etmeyen, başbakan olarak 1 Mart teskeresini çıkarmak için yoğun gayret göstereniler mi milletin tamamını temsil ediyor? “Sen ne mutlu Türk’üm diyene dersen o da ne mutlu Kürdüm der” diyenler mi Türkleri temsil ediyor? Hali hazırda Dışişleri köşkü ile birlikte iki büyük konutu kullanan ve harcamaları bir önceki döneme göre olağanüstü artıranlar mı akşam evine birşey götüremeyen garibanı temsil ediyor? Bir önceki Cumhurbaşkanı Sayın SEZER 7 yıl boyunca sadece iki üç defa yurt dışı seyahati yapmışken, görevde bulunduğu 4 yıl boyunca Birleşmiş milletlere bağlı ülkelerde nerdeyse gezmediği ülke bırakmayacak kadar yurt dışı seyahat yapanlar; köy ve kasabasının bile dışına çıkamamış, İstanbul’da yaşadığı halde deniz görememiş, gezmeyi tatili bırak cebinde çay parası bile bulunmayan insanları mı temsil ediyor?
Devletin kurumları birbirine girmiş ve kuvvetler ayrılığı yerine otoriter kuvvetler birliği oluşturulurken, buna seyirci kalan ve sadece sürekli tebessüm edenler mi temsil ediyor? Askerlerimizin başına çuval geçirilirken Kayseri’ye mantı yemeğe giden, Başkomutanı olduğu ordu inanılmaz ve acımasız bir kampanya ve tertiple yıpratılırken, kendi atadığı Genelkurmay Başkanı terör örgütü yöneticiliğinden tutuklanırken ses çıkaramayanlar mı temsil ediyor? PKK ile gizli görüşme ve pazarlıklar yapıldığını bildiği halde “ güzel şeyler olacak” söylemi ile Habur açılımını başlatanlar mı temsil ediyor? Kendi görev süresi ile ilgili konuda bile bir duruş sergilemeyip, dolaylı olarak konuyu Ana Muhalefetin Anayasa Mahkemesine taşımasını telkin edenler mi temsil ediyor? 29 Ekim, 19 Mayıs Törenlerini kaldırtanlar mı temsil ediyor? Daha çok örnek verebiliriz ama uzatmanın manası yok, çünkü eminim arif olanlar meramımızı anlamışlardır.
Yukarıda yazdıklarımı tarafsız ve ön yargısız bir biçimde değerlendirip sonuçta; ben Gümüşhaneden, hayatımdan, ortamdan ve bu yapılanlardan sonderece memnunum, dört dörtlük temsil edildiğime de inanıyorum, herşey gayet güzel diyenler, Temmuzda coşkuyla sevinç gösterileri ile karşılamaya katılabilir ve coşkuyla el sallayıp sevinç çığlıkları atabilir. Maalesef ben bu coşkuya katılamayacağım.